Ergenekon darbe yapamadı bari yeni bir Milliyetçi Cephe verelim çetesi İnsanı en çok solun bir kısmının bu faşist tezgâhın içinde olması yaralıyor
okuryazar | 25 Kasım, 2008 22:17
Şimdi bu çevreler Türkiye’de son kozlarını oynamak için harekete geçtiler.
Hedefleri bir CHP, MHP, SP koalisyonu kotarmak...
Yani “bizim Ergenekon darbe yapamadı; kriz de var; kriz fırsatını değerlendirip bari yeni bir Milliyetçi Cephe verelim” çetesi işbaşında.
İnsanı en çok “solun” bir kısmının bu faşist tezgâhın içinde olması yaralıyor.
Ama ne yapalım kriz yalnız ekonomide değil.
Darbe olmadı; yeni “Milliyetçi Cephe” verelim!
EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
ABD’de ikinci kurtarma paketinin, en az Bush’un paketi kadar büyük
olacağı, ancak, bu paketin finans kesiminin ve bankaların
aktiflerindeki işe yaramaz kâğıtları satın almak yerine orta sınıfa
yöneleceği anlaşıldı. Bu kriz süreci, güç dengesini kendi lehine
çevirmek isteyen kesimlerin-sınıfların derin, kapsamlı mücadelesine de
sahne olacak.
Kurtarma paketleri bu mücadelenin yansıması olarak karşımızda.
Devlet
hazineleri ellerindeki kaynakları kim için, nasıl kullanacaklarına
biraz da bu sınıf mücadelesinin seyri doğrultusunda karar verecekler.
Bush ve Obama paketleri arasındaki fark bu anlamda bir bakış açısı
farklılığı olduğu kadar kriz sonrası hâkim sermeyenin bileşiminin
ipuçlarını da veriyor. İleri teknoloji üreten ve kontrol eden
sanayileri öne çıkartacak olan Obama dönemi, buna uygun bir çıkış
paketini yakında açıklayacak.
Aslında bu paketleri, bir noktadan sonra, yeni bir iktisat politikası ve buna bağlı yeni bir denge olarak da görebiliriz.
Türkiye’de
ise işçi sendikaları ve sol şimdiye kadar uygulanan ve Washington
Uzlaşısı kaynaklı neoliberal politikalara alternatif iktisat politikası
çerçevesi öneremedi.
Çünkü artık “eski” sendikal anlayışlar
geçerli değil. Bu sendikaların –ister sağ tarafta ister sol tarafta
olsunlar- mücadele anlayışları ve örgütlenme modelleri hem bu krizi hem
de kriz sonrasını kapsayacak, omuzlayacak nitelikte değil. “Bu krizin
maliyetini üstlenmeyeceğiz”le başlayan açıklamalar da her zamanki
bıktırıcı hamaset metinleri olarak karşımızda.
Şüphesiz ki bu
konuda enternasyonal bir yaklaşım gerekiyor. Son ILO raporu krizde 20
milyon insanın işinden olacağını ortaya koydu. Dünyada artan işsizliğe
karşı gerek yerel sendikalar gerekse ETUC gibi (Avrupa İşçi Sendikaları
Konfederasyonu) kıtasal işçi örgütlenmeleri şimdilik çaresiz.
Bu
yapılar mecburen ardı ardına açıklanan kurtarma paketlerindeki
istihdama yönelik çerçeveyi –örtülü de olsa- destekliyorlar ve bunun
arkasına da işçi sınıfının birliği gibi eski söylemler eklenince alın
size neoliberal anlayışa karşı alternatif işçi sınıfı paketi...(!)
Geleneksel sendikal anlayışın bu yaklaşımının kopyasını sol partilerde görebiliyoruz.
Bu yaklaşım sanki kriz, kapitalizmin işleyişinin bir sonucu değilmiş gibi çok sığ bir yaklaşım sergiliyor.
Bu
geleneksel anlayışa sahip tüm yaklaşımlarda krizin özünde kapitalizm
olduğu neredeyse unutuluyor. Neoliberal politikalar ve bunların
yürütücüleri krizin yaratıcısı olarak gösteriliyor; buna evet de ya
kapitalizmin kendisi ve kapitalist devlet...
İşte tam burada
çok önemli bir noktaya geliyoruz. Bu geleneksel yaklaşım yeni döneme
uygun alternatif bir çerçeve üretemediği için krizin sorumlusu olarak
yalnızca neoliberal politikaları ve onların yürütücülerini (IMF, Dünya
Bankası, yerel hükümetler) gösteriyor. Ama bu krizi yaratanlarda,
şimdilerde krizin sorumlusu olarak, neoliberal politik hattı,
hükümetlerin yanlışlarını, IMF ve Dünya Bankası gibi Bretton-Woods
kurumlarını işaret edip duruyor. Yani geleneksel sol anlayışa sahip
parti ve sendikalar, dünyanın çoğu yerinde, kriz teşhisi ve kriz
sonrasının çözümleri konusunda, neredeyse, küresel sermaye ile aynı
şeyleri söylüyor. Ne ilginç değil mi?
Ama bu ilginç nokta aynı
zamanda devletçi “sol” ve sağ anlayışın aynı yerde buluştuğunu bize
gösteriyor. Çünkü her iki kesim de krizden çıkışın ve kriz sonrasındaki
bekalarının devlete sığınmakla olacağını zannediyorlar.
Şimdi
dünyanın her yerinde “sosyalist” partilerde, devletçi bir kapitalizm
savunusu, yeni milliyetçilik olarak, hem de “sol”dan ortaya çıkacak.
Ama bunun çok uzun ömürlü olacağını söyleyemeyiz. Çünkü bu çevreleri
yeni dönemde kaybetmekte olan sermaye destekleyecek ve besleyecek. Bu
sermaye çevreleri batınca ya da umutlarını iyice kaybedip arenadan
çekilince bu besleme “sol” da ortadan kalkacak.
Şimdi bu
çevreler Türkiye’de son kozlarını oynamak için harekete geçtiler.
Hedefleri bir CHP, MHP, SP koalisyonu kotarmak. Bunu anlamak için CHP
ve SP’deki “değişim” dinamiğine bakın. SP’nin hayli oturaklı bir bilim
insanını partinin başına getirmesi (Prof. Dr. Numan Kurtulmuş) ve
CHP’nin kapılarını “türbana” açması bu koalisyona hazırlıktan başka bir
şey değil. MHP’deki hiçbir şeye bulaşmama ve bekleme politikası da bu
hazırlığın bir parçası. Ama bu karanlık yeni “Milliyetçi Cephe”
koalisyonuna geleneksel “sol”dan katılanlar da olacak. Hazırlıklarını
yapmaya başladılar bile. Sendikaları, krizi de fırsat bilip, bu cepheye
çekmeye çalışacaklar. Ayrıca CHP yoluyla da Alevileri bu tezgâha dâhil
etmek istiyorlar. Yani “bizim Ergenekon darbe yapamadı; kriz de var;
kriz fırsatını değerlendirip bari yeni bir Milliyetçi Cephe verelim”
çetesi işbaşında. İnsanı en çok “solun” bir kısmının bu faşist tezgâhın
içinde olması yaralıyor. Ama ne yapalım kriz yalnız ekonomide değil.
Diğer Cemil Ertem Makaleleri:
- 25.11.2008 - Darbe olmadı; yeni “Milliyetçi Cephe” verelim!
- 21.11.2008 - İmal edilmiş belirsizliği aşmak için...
- 18.11.2008 - Krizin turnu(sol)u ya da G-20’nin beklenen sonuçları
- 14.11.2008 - Sermayeye sosyalizm; emeğe serbest rekabet!
- 11.11.2008 - “Aklın karamsarlığı, iradenin iyimserliği”
- 07.11.2008 - Peki, ya Japonya...
- 04.11.2008 - ABD başkanlarının değişim dinamiği
- 31.10.2008 - Korku dağları bekliyor (Berlin-Tokyo dinamiği geliyor)
- 28.10.2008 - Büyük uzlaşıya doğru
- 24.10.2008 - Ne yapmalı?
- 21.10.2008 - Çürüyenler, çözülenler ve kriz sonrası...
- 17.10.2008 - Alın size gerçek “kara delik”
- 14.10.2008 - Tarihsel zor(lama)
- 10.10.2008 - Başlangıçlar 4- Kriz sonrası
- 07.10.2008 - Başlangıçlar 3- Demokratik Cumhuriyet
- Tüm yazıları
Dreams from My Father A Story of Race and Inheritance, Barack Huseyin Obama, published August 1996
okuryazar | 09 Kasım, 2008 19:26
CHP ve MHP'nin son kullanma tarihi geçti Bunların milletin derdine derman olma özelliği yoktur
okuryazar | 09 Kasım, 2008 19:24
The Sixth Man 1997 altıncı adam basket filmi indir
okuryazar | 24 Ekim, 2008 16:52
Название: Шестой игрок
Оригинальное название: The Sixth Man
Год выхода: 1997
Жанр: Комедия
Режиссер: Рэндолл Миллер
В ролях: Марлон
Уэйэнс, Трэвис Форд, Хэролд Силвестер, Кадим Хардисон, Пол Бен-Виктор,
Кевин Данн, Майкл Мишель, Владимир Кук,
Джек Карулетва, Лоренцо Орр,
Керк Бэйли, Скотт Ла Роуз, Дэвид Пэймер, Крис Спенсер
О фильме: Кенни
и Энтони - родные братья, которые вместе играют в школьной
баскетбольной команде. Энтони старше, и Кенни
приходится держаться в тени, хотя он не менее полезный участник команды, нежели его брат. Несмотря на это, они неразлучны, и когда
оба появляются на площадке, у противника не остается никаких шансов на победу. Их команда должна была получить кубок - но в этот
момент Энтони неожиданно умирает от сердечного приступа. Казалось, ничто теперь не поможет бывшим фаворитам одержать победу
над сильными соперниками. Разве что чудо... и оно случается, но приносит не только надежду, но и неприятности. Дело в том, что на
площадке появляется шестой игрок. Это запрещено правилами , и судья, конечно же, немедленно бы удалил нарушителя...если бы
видел его. Ведь этот шестой игрок, который помогает своим друзьям буквально творить чудеса, никто иной, как...призрак Энтони,
вернувшийся в мир
живых, чтобы довершить незаконченное дело.
Выпущено: США
Продолжительность: 01:48:10
Перевод: Закадровый (многоголосый)
Формат: XviD
Качество: DVDRip
Видео: 528 x 288, 759 kbps, 23.976
Звук: Dolby Digital, 6 kanals, 256 kbps
Размер: 994 MB
+ Зеркало RapidShare.com
RapidShare: 1-Click Webhosting
RapidShare: 1-Click Webhosting
RapidShare: 1-Click Webhosting
RapidShare: 1-Click Webhosting
RapidShare: 1-Click Webhosting
RapidShare: 1-Click Webhosting
RapidShare: 1-Click Webhosting
RapidShare: 1-Click Webhosting
RapidShare: 1-Click Webhosting
RapidShare: 1-Click Webhosting
RapidShare: 1-Click Webhosting
The Sixth Man 1997 altıncı adam basket filmi indir
Batı’da krizin (ve kapitalizmin) iki farklı cephesi Yasemin Çongar
okuryazar | 24 Ekim, 2008 14:39
istiklal larşı 12 mart 1921 ilk beste indir 1 güfte 12 beste
okuryazar | 22 Ekim, 2008 19:23
çin KaSESİ Yahya Kemal Beyatlı 1884 1958
okuryazar | 18 Ekim, 2008 20:21
ÇİN KÂSESİ
Gel ey mahbûbe Çin’den!
O şîrin köşk içinden
Ki pek durgun sularda,
Uyurken bambularda,
Taşır çok yüklü dallar
Alevden potakallar.
Görün ey sevdiğim sen
Ki bir Çin kâsesinden
Gülümser bir resimdin,
Muhayyel sevgilimdin.
Bahârın neş’esinden
Uçan kuşlarla eğlen
Ve kırlangıçlarıyle,
Semâ dalgıçlarıyle,
Ya mektup yolla Çin’den,
Ya gel hulyâm içinden.
1884 yılında Üsküp'te dünyaya gelir.
Asıl adı Ahmed Agâh'tır.
İlk öğrenimini Üsküp'te gördü.
İstanbul Vefa Lisesi mezunudur. Başlangıçta Sultan II.Abdülhamit yönetimine karşı muhaliflerin
safında yer alarak Paris'e kaçtı. Fransa'da siyasal bilgiler okurken hocası Albert Sorrel'in etkisinde
kalarak düşüncelerinde değişmeler oldu.
Fransa'da 9 yıl kaldı. Fransız Edebiyatı'nı ve edebiyatçılarını yakından
tanıma imkânı buldu.
Onlardan etkilendi.
Doğu Dilleri Okulu'na devam ederek Arapça ve Farsça'sını geliştirdi.
Divan şiiri
üzerinde yoğunlaştı.
1913 yılında İstanbul'a döndü. Darüşşafaka, Medresetü'l-Vâizin ve
Darülfünûn'da tarih ve edebiyat
dersleri okuttu. Gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Lozan Konferansı'na katıldı. 1923'te Urfa
Milletvekili seçildi. Çeşitli ülkelerde diplomatik görevler alarak Türkiye'yi temsil etti. Yozgat, Tekirdağ
ve İstanbul Milletvekilliği yaptı. Pakistan Büyükelçiliği görevindeyken emekli oldu (1949) ve yurda
döndü.
Tedavi için Paris'e gitti. Bir yıl sonra da öldü (1958). Cumhuriyet dönemi
Türk şiirinin en büyük
temsilcilerinden birisidir. Aruzla yazmıştır. Klasik şiirimizin temel özelliklerine bağlı kalarak, kendine
özgü bir şair olmuştur. Sanatta ve edebiyatta millî ve manevî değerlere bağlı kalmıştır.
Lale Müldür'ün Hayatı 1956
okuryazar | 18 Ekim, 2008 20:20
İlk şiirleri 1980'de Yazı ve Yeni İnsan dergilerinde çıkar. Gösteri,
Defter, Şiir Atı, Oluşum, Mor Köpük, Yönelişler, Sombahar dergilerinde çok
sayıda şiiri ve yazısı yayımlanır. Şiirlerinden bazıları bestelenir,
filmlerde kullanılır. Kitapları Voyıcır II (Ahmet Güntan'la birlikte), Kuzey
Defteri, Buhurumeryem, Uzak Fırtına, Seriler Kitabı ve Divanü lügat-it Türk…
Birkaç yıldır Avrupa çıkarmasında. Seçme şiirleri "Water Music" adıyla
Dublin'de, Fransız Ressam Colette Deble'in resimleri üzerine yazdığı şiirler
de "Yağmur Kız Böyle Diyor" adıyla Fransızca yayımlanır. 1998'de yazdığı
Divanü lügat-it-Türk kitabı, Fransız bir Türkolog tarafından Fransızca'ya
çevrilir. Halen çok sayıda yabancı yayınevinden teklif alıyor. New York'ta
yayımlanacak şiir kitabının çevirisi sürüyor. Şiirleri İsrail'de İbranice'ye
çevriliyor.
DESTİNA
Dün gece sen uyurken
İsmini fısıldadım
Ve hayvanların korkunç
Öykülerini anlattım
Dün gece sen uyurken
Çiçeklere su verdim
Ve insanların korkunç
Öykülerini anlattım onlara
Dün gece sen uyurken
Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana
İşte bu yüzden sırf bu yüzden
Yeni bir isim verdim sana
DESTİNA
Sen öyle umarsız uyusan da bir köşede
İşte bu yüzden sırf bu yüzden
Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için
Seni bu denli yıktıkları için DESTİNA
Yaşamımın gizini vereceğim sana
Ahmet Haşim'in Hayatı 1884 1933 ŞAİRSİZ DÜNYA
okuryazar | 18 Ekim, 2008 20:17
Önce Nümune-i Terakki Mektebi'ne (1895) devam etti. Mekteb-i Sultani'ye (Galatasaray Lisesi) parasız yatılı olarak girdi (1896) ve buradan mezun oldu (1906).
Reji memurluğu, İzmir Sultanisinde Fransızca öğretmenliği (1907-8), Maliye Mezareti'nde tercümanlık yaptı. I. Dünya Savaşı sırasında ihtiyat zabiti (yedeksubay) olarak askere alındı. Anadolu'nun çeşitli yerlerindeki askerî birliklerde görev yaptı. Böylece bir nisbette Anadolu'yu tanıma imkânı buldu.
Savaştan sonra Düyûn-ı Umûmiye'de çalıştı. Sanayi-i Nefise Mektebi'nde (Güzel Sanatlar Akademisi) estetik ve mitoloji dersleri vermeğe başladı. Bu hocalığı uzun seneler devam etti. 1924 yazını Paris'te geçirdi. Fransız sembolistlerinin yayın organı Mercure de France dergisinde "Les tendances actuelles de la literatüre Turque" adlı, Tanzimattan sonra Türk edebiyatını ele alan bir makalesi yayımlandı (1 Ağustos 1924). Dönüşte Osmanlı Bankası'nda çalıştı. Aynı zamanda Mülkiye Mektebi ve Harp Akademisi'nde Fransızca dersleri verdi ve Sanayi-i Nefîse'deki görevine devam etti. Bu yıllar sanat hayatı bakımından da en hareketli yıllarıdır. 1928 de, hastalığı sebebiyle ikinci defa Paris'e gitti. Dönüşünde sıhhati için daha rahat bir iş; Anadolu Şimendöferleri Şirketi İdare Meclisi azalığı bulmuştu. Hastalığı ilerliyordu. 1932 de tedavi için gittiği Frankfurt'tan iyileşemeden döndü. 4 Haziran 1933 de vefat etti. Mezarı Eyüp'tedir.
Ahmed Haşim'in sanat hayatı Galatasaray'da öğrenci iken başlar. Burada
onun şiir zevkini geliştiren ilk tesir, edebiyat öğretmeni Ahmed Hikmet'ten
gelir. Mektep arkadaşları İzzet Melih, Hamdullah Subhi, Emin Bülend ve
Abdülhak Şinasi ile beraber bir sanat çevresi teşkil ettiler. Bu çevre
içinde Haşim'in ilk şiiri Hayâl-i aşkım 7 Mart 1901 tarihli Mecmua-i
edebiye'de çıktı. O yıl içinde aynı mecmuada neşredilen onüç manzumemesinde
Servet-i fünun şiirinin, bilhassa Cenap ve Fikret'in tesiri görülür.
1906-8 yılları Haşim, Fransız şiirini, özellikle sembolistleri ve Batı
edebiyatının estetik temellerini yakından tanımaya çalıştı. Halid Ziya, Kırk
yıl'da, Hâşim'in kendi nesli içinde Avrupa şiirini en iyi araştıran ve bilen
bir şair olduğunu söyler. 1908 de İzmir dönüşü Aşiyan, Musavver muhit
mecmualarında, şahsiyetini daha çok belirten şiirlerini neşre başladı. Bu
tarihten ölümüne kadar şiirlerinin çıktığı diğer dergiler Resimli kitap,
Servet-i fünun, Rebab, Dergâh, Yeni mecmua ve Yeni Türk'tür. 1909 da Fecr-i
âti topluluğuna katıldı. Ancak, grupla bağı bu topluluğun yayın organı
durumundaki Servet-i fünun mecmuasına şiir vermekle kaldı. Grubun
toplantılarından yalnız birine katıldı. Şahsiyet olarak da bu topluluğun
dışında olan A. Haşim, ömrünün sonuna kadar da hiç bir akım içinde yer
almadı, kendine has bir şiir ve nesir anlayışıyla kendine has bir şahsiyet
olarak kaldı.
Ahmed Haşim'in olgunluk devresini teşkil eden şiirlerde, Abdülhak Hâmid'le
beraber, bâzı Servet-i fünun şairlerine tesir eden Şeyh Galib'in duygu ve
hayâl gücü hissedilir. Gül-bülbül, Leylâ-Mecnun gibi motifler, mum alevinde
yanan pervaneler, alevden kadeh ve şarap, hayâl havuzları... Galib'i
hatırlatan veya düşündüren imajlardır.
Ahmed Haşim'in, başta Şiir-i kamer'leri olmak üzere birçok şiirlerinde,
Bağdad'da geçen çocukluğuna ait hatıraları bulmak mümkündür. Bazen platonik
bir aşk olarak da görünen derin bir anne sevgisi, güneşten kaçıp çöle hayat
veren geceye sığınma, hastalık ve ölüm gibi motifler çocukluğundan
getirdiği, bazan açık, bazan şuur-altında gizlenmiş hatıraların izlerini
taşır. Haşim'in sosyal tarafı bulunmayan şairliği de fıtraten
içe-kapanıklığı, çirkinlik ve yabancılık kompleksleriyle izah edilmelidir.
Ancak, onun şiirinin asıl kaynağını Fransız sembolizminde aramak lâzımdır.
Sembolist şiirle ilk defa, Galatasaray'da iken, Fransızca bir şiir
antolojisinde karşı karşıya gelir. Haşim'in, bilhassa Belçikalı şair Emil
Verhaeren hakkında Mussavver muhit mecmuasında neşredilen (1908) bir
makalesi, onun sembolistlere ne kadar çok yaklaşmış olduğunu göstermektedir.
Aynı mecmuada daha sonra Henri de Regnier'yi, 1927 yılında da Hayat
mecmuasında Mallarmé'yi tanıtan birer makalesi çıkar.
1921 de Dergâh'da çıkan "Bir günün sonunda arzu" isimli şiirinin fazla
müphem bulunarak tenkit edilmesi üzerine, edebiyatımızda şiire dâir en güzel
yazılardan biri olan Şiirde mâna ve vuzuh başlıklı makalesini yazar. Bu yazı
daha sonra Piyale kitabının başına "Şiir hakkında bazı mülâhazalar" adıyla
basılmıştır. Hâşim bu makalesinde, şiirde mâna ve açıklık aranmayacağı,
şiirin tasvirî, öğretici veya belâgatçi değil, resullerin sözleri gibi
çeşitli yorumlara müsait, sözden çok mûsikiye yakın bir ifade olması
gerektiği üzerinde durur.
Bütün hayatı boyunca 80 kadar şiir yazıp yayınlamış olan Ahmed Haşim bu
yazısında ortaya koyduğu tarife, şiirlerinde yaklaşabilmiş midir? Gerçekten
de onun birçok şiirleri çeşitli tefsirlere açık kalmıştır. Umumî hatlariyle
bu şiirler psiko-analitik yorumlara muhtaç renkler, müzikalite, derin bir
melankoli ve müphemiyet, uzak ve meçhul diyarlar hasreti arzeder. Konturları
gölgelenmiş, karartılmış ve silinmiş birer tablo gibidir. Onlarda gerçek
değil, sadece intiba verilmek istenmiştir. Buna göre Hâşim'in şiiri
sembolistlere olduğundan daha fazla belki empresyonistlere yaklaşmış
olmalıdır. Ahmed Haşim'in nesri, şiirinden çok farklı bir karakter gösterir.
Şiirindeki müphemiyete, vuzuhsuzluğa, aşırı santimantalizme mukabil, nesirde
açık, berrak, nisbeten sade ve bazan nüktedan, hattâ müstehzi bir ifâdesi ve
üslûbu vardır. Onun bu tavrı da gerçekte, "Şiir hakkında bazı mülâhazalar"
makalesinde nesirden beklediği vasıflara uygun bulunmaktadır. Gerek
fıkraları ve edebî tenkitleri (Bize göre ve Gurabâhâhe-i lâklâkan) gerekse
seyahat anektodları (Frankfurt seyahatnamesi) kendi nevilerinde muvaffak
olmuş ve beğenilmiş nesir yazılarıdır.
ŞAİRSİZ DÜNYA
Şairdir şiiri anlatan
Şairdir seni tanıyan
Şairdir duyguları yaşayan
Şairdir size bakan
Mithat Cemal Kuntay İstanbul'da doğmuştur 1885 1956 ölmüştür
okuryazar | 18 Ekim, 2008 20:13
Mithat Cemal Kuntay
İstanbul'da doğmuştur (1885). İlk ve orta öğretimini Aksaray'da Mekteb-i Osmanî'de yapmıştır.
Bir süre Sen Jozef Mektebi'nde yatılı okumuş, lise öğrenimini Vefa İdadisi'nde tamamlamıştır.
Daha sonra Mekteb-i Hukuk'u bitirmiş, doktora sınavı vermiştir (1908). Adliye Nezareti Hususi
Kalemine katip olarak girmiş, daha sonra müdürlüğüne atınmıştır. Birinci Hukuk mahkemesi üyeliğine
seçilmiş, daha sonra Beyoğlu Dördüncü Noteri olmuştur. Bu görevde iken ölmüştür (1956).
Yazın Yaşamı
"Kahramanlık, yurtseverlik, tarihe bağlılık" gibi duyguları dile getiren şiirleri ile tanınan Kuntay, İkinci
Meşrutiyet'in ilânından sonra (1908) yayımlanan yapıtlarıyla dikkati çekmiş, sonradan özyaşam
öyküsünü yazacağı Mehmet Akif'le birlikte kaleme aldıkları
"Acem Şahına"
şiiri ile ününü artırmıştır.
Mustafa Kemal'in birinci Meclis'te 30 Ağustos zaferinden önce okuduğu "Vatan Hisleri" şiirinin son iki
mısrası olan "Ölmez Bu Vatan, farz-ı muhâ ölsede hattâ / Çekmez kürenin sırtı o tâbut-ı cesîmi"
parçasını okumasıyla ünü bir anda artmıştır. Cumhuriyetin ilânından sonra, bir ara Güneş dergisinde
yazmış (1927), son şiirlerini Çınaraltı'nda çıkmıştır. Kuntay, bu arada gazetelerde, özellikle de Son
Posta'da fıkra ve makaleler yazmıştır.
Yapıtları
Şiir:
Türk'ün Şehnamesi'nden (1945).
Oyun:
Kemal (1912), Yirmi Sekiz Kânun-ı Evvel (1918).
Roman:
Üç İstanbul (1938).
Monografi - Biyografi:
Mehmet Akif Hayatı, Seciyesi, Sanatı (1939), İstiklâl Şairi Mehmet Akif (1944), Namık Kemal (1944- Birinci cilt), Sarıklı İhtilalci Ali Suavi (1946), Mehmet Aif Hayatı, Seciyesi, Sanatı Seçme Şiirleri (1948), Namık Kemal (1949-İkinci cilt Kısım I), Namık Kemal (1956-İkinci Cilt, Kısım II).
Öteki Kitapları:
Nefâis-i Edebiye (1913-I Cilt Manzum, II. Mensur), İftirâ-yı Taassub (1913), Hitâbet ve Münazara Dersleri (1913), Edebiyat Defteri (1915-Ders kitabı), İlkler ve Ötekiler (1944), Yazarın Tevfik Fikret adlı basılmamış bir çalışması daha bulunmaktadır.
Mithat Cemal Kuntay'dan Bir Örnek
İKİ CENAZE
Fatih camiinin iki musalla taşında iki tabut öğle namazından çıkacak kalabalığı bekliyor.Birinin başında Aziziye fesi var; ötekinde kalpak.Tapu Müdürü Semih Efendi'nin kızı bohçacı Melâhat yaşlandıktan sonra, gençliğin hatırlattığı vaad, yüzünden kaybolduğu için bugün eskisi kadar çirkin değil. Bohçası kolunda, taşa oturmuş, kuru kestane yiyor. Merak etti; itfaiye muşambalı, püskülsüz, uzun adama ölülerin ismini sordu. Uzun adam kızdı:
-Ölünün adı olur mu? Ölü işte!
Uzun adamın hakkı vardı.İskat almak için ona ölü lâzımdı; dilenci, sadaka istediği adamın ismini mi bilecekti?Ağlar gibi hıçkırıklarla Melâhat'in budalalığına gülüyordu.Bu uzun dilenci, Almanya İmparatoruyla gemide yemek yemişti. Avrupa'da, Amerika'da o kadar çok adam görmüştü ki, şimdi ölülerin kim oldukları ona vız geliyordu. Cenazelerden rakı parası çıkarmak için musalla taşlarına kaleme gider gibi muntazam devam eden bu uzun adam, Belkıs'ın eski kocası Bahriye Miralayı Hüsrev'di.
Melâhat, Hüsrev'in kim olduğunu anlamadı. Patlak gözlerine bakarak deli sandı; korktu, kalkıp daha uzak bir taşa oturdu.Cenazelere yakın yerde bir hususi otomobil durdu; içinden Mısırlı Prens Hasan çıktı.Melâhat, vaktiyle eski kocası Sakallı Vasfi'nin Sofular'daki evine gelen Prensi tanıyınca ölülere yeniden merak etti. Ne yaptı yaptı öğrendi: Cenazenin Aziziye feslisi Hacı Hulûsi Paşa'ydı; kalpaklısı Adnan.Prens Hasan, Adnan'ın cenazesine dalgın sakalla bakan Habibullah Efendi'nin elini sıkarken:
-Gariptendir efendi hazretleri, dedi. Mehmet Adnan Beyefendi bu Hacı Hulûsi Paşa'dan daima teşe'üm ederlerdi; adetâ bir hissikablelvuku! Meğer ikisinin cenazesi bir günde kalkacakmış! Fesuphanallah! Hikmeti rabbaniye!
Prens, Hâbibullah Efendi'nin bu hikmeti rabbaniyeye şaşmasını bekliyor; Habibullah, içinden, Prensin ukalâlığına kızıyordu.Prens lâkırdısı tasdik edilmeyen şımarık adamların hoppalığı ile sinirlendi. Zaten onun bugün yine kabzı muannidi ve migreni vardı; sokağa çıkmayacaktı.Karısının zoruyla cenazeye gelmiş, Adnan'ın dün, yahut yarın ölmediğine içinden kızıyordu. Habibillah'a fena fena baktı. Öğle namazını uzun buldu; oturacak bir yer arıyordu.
Fatih kahvesine girdi.Hacı Hulûsi Paşa'nın cenazesine gelenler, kahvedeydiler:Eski Ataşenaval Naşit, Doktor Haldun; başında kocaman kalpakla Sakallı Vasfi; yine başında kocaman kalpakla avukat Tevfik Hoca (Tevfik, sarığı çıkardıktan sonra hocalıktan kurtulmadı); eski sefaret müsteşarı Nail; eski Jön Türk Süleyman; Hidayet'in eski hususî kâtibi kokona Sacit... Hepsi, Prensin iki tarafından birer kişilik boş yer bırakarak, etrafını aldılar.Habibullah, Adnan'ın son zamanda geçinme sıkıntısı çektiğine acıyacak oldu.Naşit bundan alındı; Prens Hasan'a döndü:
-Şerefime yemin ederim Altes, dedi.Ben bu Adnan Beye bakacaktım. Fakat bir gün fena halde canımı sıktı.O günden sonra kovdum. Bunlara acımamalı Altes! Bunlar bir sürü memleket hainleridir; kendisini bendehanenize almıştım; o zaman merhume Belkıs da sağdı.Fakat hiçbir gece rahat yemek yiyemedik; hep İttipatçı propagandası. Bir akşam da tutturdu; Yok, Avrupa'da iken Ahmet Rıza Beye Mısır Prensesleri varmak istemişler de, o, istememiş.Prens Hasan:
-Estafurullahelâzim! Onların Ahmet Rıza Bey gibi vekilharçları vardır, efendim.
Naşit:
-Malûm, Alteş; ben de dayanamadım, suratına haykırdım:Sen ne söylüyorsun, Adnan Bey, dedim. Senin Ahmet Rıza Beyin Meşrutiyetinden sonra Naciye Sultanı almak için parçalandı; fakat bereket versin ki Yusuf İzzettin Efendi, Enver Paşa'ya yaptı da kadın Ahmet Rıza'dan kurtuldu.İşte Yusuf İzzettin'in teşrifatçısı sağ.Bana inanmazsan ona sor dedim.Fakat memleketin harabesine öten baykuş yine susmadı.O akşamdan itibaren ben de yüzüne bakmadım. Kovulduğunu anladı, gitti.Bunlara acımamalı Altes.Sakallı Vasfi, lağımın patlayacağı zamanda topraktaki kısa hareketle sallandı. Ufak öksürdü:
- Naşit Beyefininin hakları var efendim, dedi. Bu Adnan Bey, adam akıllı çete reisi idi efendim.Şeker işi malûmu devletinizdir Prens Hazretleri...
Sakallı Vasfi Şekrer işini anlatıyordu: "Harbi Umumînin son senesinde İstanbul'a Viyana'dan üç bin vagon şeker geliyordu; bu şekerin kilosu Viyana'da beş kuruşa alınıyor, İstanbul'da iki buçuk liraya satılıyordu.Her vagonda lâakal on bin kilo şeker bulunuyordu. Kilo başına lâakal bir lira kazanıldığı kabul edilirse, üç bin vagon otuz milyon lira kâr bırakıyordu.Bu milyonların bir kısmı bu Adnan Beyin cebine giriyordu."
Bu milyonların kimlerin cebine girdiğini bilen Prens Hasan, Vasfi'nin yalanına prensip namına inandı; küçük iniltilerle memlekete acıdı; sonra Sakallı Vasfi'nin kalpağına bakarak, kulağına:
-Öldü diye kalktık, geldik; yoksa mütevaffının maşayla tutulacak yeri yoktur, dedi.
Kahveye Maliye Mektubî Kalemi Mümeyyizi Dilâver girdi. Hazırlanmıştı;O kadar kendini tutamayacak ağlayacaktı ki, merhum Adnan'la ne kadar dost olduğunu herkes görecekti. Fakat kahvedekiler onunla meşgul olmayınca matemden vazgeçti; kendisiyle birinin meşgul olması için Avukat Tevfik Hoca, baba gururuyle gözlerini kapadı:
- Hâzaminfadlirabbî... Allah'ın ihsanı! dedi.
Süleyman, Sacid'in kulağına fısıldıyor, "Allah'ın ihsanı değil, Sefaret Müsteşarı Nail Bey'in ihsanı! Filareti, Nail'den yakaladığı çocuğu bu sefer düşüremedi," diyor, yumruğu burnunda gülüyordu.Camiden çıkanlar, cenaze namazını kılıyorlardı.Cenazeye gelenler, Mısır Prensesi'nin arkasında kahveden çıkarken, Sacit, Süleyman'a, "Şu cenaze namazı yok mu, namazların en rahatıdır; secdesi yok, rükûu yok... Kaymak gibi badet, bayılırım", diyordu.
Cenazeler musalladan kalkarken, demin ki dilenci çocuğu bir dilenci karısının eline vurdu; düşen metelikleri kaptı, kaçtı.Dilenci karısı yerden taş aldı; çocuğa atayım derken, taş Adnan'ın musalladan kalkan tabutuna çarptı. Aksaray'ın meczup Ahmed'i haykırdı:
-Allah Allah, cenazelere saygı kalmadı!
Taşı atan dilenci kadın, Fransızca Muallimi Kadri'nin karısı Çıbanlı Zehra'ydı.Habibullah, demin, Naşid'in Adnan için söylediği şeylere içinden hâlâ öfkeleniyordu.Hacı Hulûsi Paşa'yla Adnan'ın cenazeleri başka başka sokaklara sapacak noktada Naşit, Hacı Hulûsi'nin cenazesini takip için Prensin elini sıkarak ayrılırken, Habibullah Prens Hasan'a:
-Bu memleket ne tuhaftır Altes! Vaktiyle şu Adnan Bey nezle olsa, bütün Beyoğlu duyardı.Halbuki cenazesinde, ölü de dahil olarak on kişiyiz, dedi. Naşid'e dik dik baktı.Dar sokaklarda bu on kişi de yoktu.
Cenazede yedi adam kalmıştı: ağladığını görmesinler diye tabutun çok ilerisinde yürüyen Şair Raif; ağladığı uzaktan da belli olsun diye bir düzine mendilini yüzüne kapayan Dilâver (Direkler arasının Don Kişot'u Dilaver), bir de simit yiyerek cenazeye uzaktan koşan Aksaray'ın meczup Çıplak Ahmed'i.Süheylâ'nın emriyle cenazeyle gelen konağın iki uşağı, Mengeneli Ahçısı "örfane" bir fayton tutmuşlar, aralarına imamı da almışlar, cenazeyi yarenlik ederek takip ediyorlardı.
ACEM ŞAHI Mehmet Akif bu manzumeyi Mithat Cemal ile beraber yazmışlardır
okuryazar | 18 Ekim, 2008 20:11
ACEM ŞAHI *
“Be-merdî ki mülk-i serâser zemin
Neyerzed-ki hûnî çeked ber zemin.” **
Sâdî
Gürz-i girân-ı zulmünü ey kanlı nâsiye;
Eyvân-ı zer-cidârına as ziynetin diye!
Al kanlı bir kefenle donat hayme-gâhını,
Canlarla yak meşâil-i mâtem- penâhını!
Makberlerin hufeyre-i muzlim-dehanları,
Dendân-ı gayz u kahra şebîh üstühanları
Yâd eylesin mezâlimini tâ ebed senin,
Ey cephesi, kitâbesi bin kanlı medfenin!
Ey bir hayâle tuhfe kılan bin hakîkati,
Ey âhenîn eliyle kazıp kabr-i milleti,
Nûr-ı hayât ufuklarını herc ü merc eden
Leylin şedîd zulmetini rûha mezc eden’
Envâr-ı mihr-i fikri sen ey hâksâr eden,
Meyyitlerin izâmı gibi târumâr eden!
Ey hâdimi serâçe-i mâtem feşanların!
Rahş-i akûr-i zulmüne pâmâl olanların
Gül-gonce-i mezârı mıdır tâc-ı devletin?
Tutmuşsa da avâlim-i efkârı şöhretin,
Zannetme ki hükûmetinin efseriyledir...
Sadî'lerin mezâr-ı çemen-ber-seriyledir.
Sa'dî'lerin mezârı, evet, bir avuç türâb...
Tahtınsa bir cihan ki senin âsüman-meâb!
Lâkin o kabre bence fedâ taht ü efserin...
Makber-güzîn olup da sükût eyliyenlerin
Feryâd-ı vâpesînine değmez bu velvelen...
Mudhik gelir nigâh-ı temâşâma hâilen!
Bin mülkü, milleti yok eden pençe-i felek,
Bir şahsı şüphesiz ebedî kılmamak gerek.
Mâzî ki işte makbereler mâverâsıdır,
Milletlerin haziyre-i zair-cüdâsıdır
Atfeylesen nigâhını ka'r-ı zalâmına;
Milletlere gözün ilişir na'ş nâmına!
Dârâ'ların o nâsiye-i târumârını,
Ecdâdının izâmını, çökmüş mezârını
Pîş-i nigâh-ı ibretine al da bir düşün...
Çoktur bu rütbe dağdağa bir kabza hâk için!
İklîmler alan o muazzam Napolyon'un
Bir hufredir kazandığı şey. İşte bak onun
En son serîri makbere-i mâtemîsidir,
Akreplerin nedîmi, yılanlar enisidir!
Yer kalmamış sarây-ı muallâna bak utan:
Mâtem-sarâylarla dolu sâha-i vatan!
Emr-i cihan-mutâı bu dünyâyı râm eden
Eslâfının -bugün düşünürsek -değil iken
Toprak olan dehenleri feryâda muktedir,
Hâlâ senin bu velvele-i nahvetin nedir?
“Riyâset be-dest-i kesânî hatâst
Ki ez-destşan-i desthâ ber-hudâst” ***
Sa'dî
Bu müdhiş velvelen İrân'ı dâim inletir sanma.
"Muzaffersin!" diyen sesler bütün hâindir, aldanma.
Zaferyâb olduğun kimdir? Düşün bir kerre, millet mi?
Adâlet isteyen bir kavmi vurmak gâlibiyyet mi?
Nasîbin yok mudur bir parça olsun âdemiyyetten?
Nasıl aldırmıyorsun yükselen feryâda milletten?
Emîn ol bunca mazlûmun yüreklerden kopan âhı,
Tependen indirir elbette bir gün lâ'netu'llâhı!
Sığınmış olduğun şevket-sarây-ı zulmü pek muhkem
Hayâl etmektesin... Lâkin ne bârûlar, ne müstahkem
Penâh-ı bî-amanlar, heybet-i Kahhâr-ı Mutlak'la,
Kökünden devrilip bir anda yeksân oldu toprakla!
O, bir çok memleket vîrân edip yaptırdığın eyvân
Harâb olmaz mı? Kabristâna dönmüşken bütün İran?
Evet, İrân'ı kabristâna döndürdün, helâk ettin;
Kefen yaptın girîbân-ı ümîdi çâk çâk ettin!
"Bütün dünyâ için bir damla kan çoktur" diyorlar, sen,
Şu ma'sûm ümmetin seller akıttın hûn-i pâkinden!
Yüzünden perde-i temkîni artık kaldırıp attın:
Ne mâhiyyet, nasıl fıtrattasın, dünyâya anlattın!
Livâü'1-hamd-i hürriyyet iken İslâm için gâyet,
Nedir pâmâl-i istibdâdın olmak öyle bir râyet?
Kazak celbeyleyip tâ Rusya'dân sâdâtı çiğnettin;
Yezîd'in rûhu şâd olsun... Emînim çünkü şâd ettin!
Şehâmet gösterip binlerce Beytullâh'ı bastırdın;
Şecâat arz edib birçok ricâlullâhı astırdın!
Ne Allah'tan hayâ ettin, ne Peygamber'den âr ettin:
Devirdin kâ'be-i ulyâ-yı dîni, hâk-sâr ettin!
Hamâset perverân-ı kavmi tuttun bir bir öldürdün,
Umûmen Şark'ı ağlattın, umûmen Garb'ı güldürdün..
Hayır, hiçbir gülen yok, sızlıyor Garb'ın da vicdânı,
Görüp ecsâd-ı mazlûmîne meşher hâk-i İrân'ı!
O Sâ'dî'ler, o Hâfız'lar, o Firdevsî, o Râzî'ler,
Gazâlî'ler, o Kutbüddin, o Sa'düddin, o Kâdîler.
Yetiştirmiş; o Örfi'nin, o birçok şems-i irfanın
Ziyâsından tenevvür eylemiş iklîmi dünyânın,
Bugün makhûr-i nâdânîsidir bir fırka haydûdun!
Nedir pinhân olan esrârı bilmem, bunda Ma'bûd'un.
Hayır, Ma'bûd'a ircâında yoktur bunların ma'nâ:
Yataklık eylemez cânîye -hâşâ- bir zaman Mevlâ.
Şehâmet perverâ, Şâhâ! Zaman, bî-dâdı kaldırmaz;
Hatâ etmektesin şâyed diyorsan "Kimse aldırmaz."
Bu istibdâda artık bir nihâyet ver ki: İstikbâl
Karanlık derler amma işte pek meydanda: İzmihlâl!
*********************
* Mehmet Akif bu manzumeyi Mithat Cemal ile beraber yazmışlardır. Birinci parça Mithat Cemal'e ait olup, ikinci parça Mehmet Akif'indir.
** "Baştan başa bütün dünya, bir damla kanın yere dökülmesine değmez."
*** "Zalimliğinden halkın Allah'a sığındığı kimselerin, devlet başında kalmaları doğru değildir."
Jfk 1991 tr altyazı Dvdrip İmdb 8 0 10 ergenekon örgütünü anlamak bu filmi izleyin oradaki ögütün metodudur
okuryazar | 18 Ekim, 2008 19:30







İMDB
JFK (1991)
User Rating: 8.0/10 (48,072 votes)
Yönetmen...: Oliver Stone
Senaryo......: Jim Marrs, Jim Garrison
Gösterim.....: 20 December 1991 (USA)
Tür.............: Crime | Drama | History | Mystery | Thriller
Ödüller.......: Won 2 Oscars. Another 10 wins & 20 nominations
1992 yılında yasal sürenin dolması üzerine kamuoyuna açıklanan gizli
tutanaklardan yola çıkılarak çekilen film, karanlık bir döneme ışık
tutuyor. kendi tarihlerinde en utanç verici olay olarak niteledikleri,
devlet başkanı john kennedy suikastı’nın iç yüzünü anlatan 1991
yapımı, 2 oscar ödüllü oliver stone filmi, suikast sonrası ortaya
atılan komplo teorileri filmin asıl konusunu oluşturur. Olayın peşini
yıllar geçse de bırakmayan savcı rolünde Kevin Costner yer almaktadır.
Ayrıca Tommy Lee Jones, Kevin Bacon, Jack Lemmon, Donald Sutherland,
Sissy Spacek, Joe Pesci, Walter Matthau zengin oyuncu kadrosunda yer
alan diğer oyunculardır. Oliver Stone ‘un her zamanki çekim
harikalarına malzeme
olarak bu sefer suikast görüntülerini seçmesi filme belgesel havası
katmaktadır. Bu olası komplo teorisini seyirciye inandırma açısından
bence gayet başarılı bir filmdir. gerçi inandırmak için bizlerin
neredeyse 3 saatini almaktadır, ancak diyalogların gerçekçiliği
ve melodramdan uzak oluşu filmi başarılı kılmaktadır. Kennedy
suikastını merak ediyorsanız, Oliver Stone’u beğeniyorsanız ve 3 saat
kadar
vaktiniz varsa izlenmeye değer...
RapidShare: Easy Filehosting
RapidShare: Easy Filehosting
RapidShare: Easy Filehosting
RapidShare: Easy Filehosting
RapidShare: Easy Filehosting
RapidShare: Easy Filehosting
RapidShare: Easy Filehosting
RapidShare: Easy Filehosting
RapidShare: Easy Filehosting
RapidShare: Easy Filehosting
RapidShare: Easy Filehosting
RapidShare: Easy Filehosting
RapidShare: Easy Filehosting
RapidShare: Easy Filehosting
RapidShare: Easy Filehosting
Altyazısı içindedir.Şifresizdir.
İyi seyirler
Agustos 2008
unstable fables tortoise hare 2008 dvdrip xvid ignite caps altyazı Rapidshare
okuryazar | 18 Ekim, 2008 19:19
FİLM HAKKINDA
http://www.imdb.com/title/tt1086798/
Resolution...........: 656x368
Audio................: AC3
Aspect Ratio.........: 16:9
Format...............: XVID
Language.............: English
No Of Discs..........: 1
Runtime..............: 75 Mins
Genre................: Animation
ÖRNEK GÖRÜNTÜ
LİNKLER
http://rapidshare.com/files/14426303...NiTE.part1.rar
http://rapidshare.com/files/14426677...NiTE.part2.rar
http://rapidshare.com/files/14426800...NiTE.part3.rar
http://rapidshare.com/files/14426431...NiTE.part4.rar
http://rapidshare.com/files/14426560...NiTE.part5.rar
http://rapidshare.com/files/14423986...NiTE.part6.rar
http://rapidshare.com/files/14422232...NiTE.part7.rar
http://rapidshare.com/files/14421950...NiTE.part8.rar
TR ALTYAZI
http://www.turkcealtyazi.org/sub/803...e-vs-hare.html

gone baby 2007 kızımı kurtarın dvdrip mkv türkçe altyazı imdb Rapidshare
okuryazar | 18 Ekim, 2008 19:17
Tür : Dram / Gizem / Suç
Gösterim Tarihi : 1 Şubat 2008
Yönetmen : Ben Affleck
Senaryo : Aaron Stockard , Ben Affleck , Dennis Lehane (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : John Toll
Müzik : Harry Gregson-Williams
Yapım : 2007, ABD , 114 dk.
Oyuncular
Casey Affleck (Patrick Kenzie) , Michelle Monaghan (Angie
Gennaro) , Morgan Freeman (Jack Doyle) , Ed Harris (Detective Remy
Bressant) , John Ashton (Nick Poole) , Amy Ryan (Helene McCready) , Amy
Madigan (Beatrice McCready)
Oscar'lı oyuncu Ben
Affleck’in ilk yönetmenlik sınavı olan bu filmde Boston yeraltı
dünyasının en çirkin, en tehlikeli/belalı kesimlerinde kaçırılan küçük
bir kız çocuğunu bulmaya çalışan iki dedektifin öyküsü anlatılıyor.
Film, “Mystic River”ın da yazarı olan Dennis Lehane’nin
romanından uyarlanmış, senaryosunu ise Ben Affleck ile Aaron Stockard
birlikte oluşturmuşlar.
ÖRNEK VİDEO
http://rapidshare.com/files/15307913...g-088.rar.html
http://rapidshare.com/files/15290603...part1.rar.html
http://rapidshare.com/files/15292167...part2.rar.html
http://rapidshare.com/files/15293796...part3.rar.html
http://rapidshare.com/files/15295593....part4.rar.htm l
Türkçe Altyazı içindedir.
Hiçbir paylaşımımda şifre yoktur.Görüntü kalitsi capslardaki gibi olupr
Örnek videodan yararlanabilirsiniz.
keyifli seyirler dilerim
Definitely, Maybe Kesinlikle, Belki 2008 DVDRip Romantik Dram Komedi
okuryazar | 18 Ekim, 2008 19:13
http://rapidshare.com/files/13403576...UPDB.part1.rar
http://rapidshare.com/files/13405321...UPDB.part2.rar
http://rapidshare.com/files/13407124...UPDB.part3.rar
http://rapidshare.com/files/13413628...UPDB.part4.rar
ŞİFRE YOKTUR.
KENDİ UPLOADIMDIR
İYİ SEYİRLER.



Ayrıntılar (0)

"CHP ve MHP'nin son kullanma tarihi geçti"
AK Parti'li Bekir Bozdağ:
"Bunların milletin derdine derman olma özelliği yoktur''
09.11.2008 17:35 pazar
AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, ''MHP ve CHP, kullanım tarihleri geçmiş ilaçlardır.
Bunlar tedavi kabiliyetini kaybetmiştir.
Bunların milletin derdine derman olma özelliği yoktur''
dedi.
Bozdağ, partisinin Osmangazi İlçe Kongresi'nde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AK Parti ile
büyük bir değişim yaşadığını belirterek, en büyük değişim ve dönüşümün de demokrasi alanında
gerçekleştiğini söyledi.
AK Parti olarak sadece milletin iradesini dikkate aldıklarını, sadece oy için milletin yanında
olanlardan olmadıklarını ifade eden Bozdağ, şöyle konuştu:
''Eğer ilacın kullanma tarihi geçmişse siz o ilacı kullandığınız andan itibaren hastalığınız daha da ilerler, hatta ölebilirsiniz.
Çünkü bu ilaçlar tedavi kabiliyetini kaybetmiştir.
MHP ve CHP, kullanım tarihi geçmiş ilaçlardır.
Bunların milletin derdine derman olma özelliği yoktur.
Peki iktidara gelirlerse ne olur?
Gelirlerse eski han, eski hamam, eski tas yola devam olur.
Türkiye'ye bir değişim ve dönüşümü getiremezler, getirmeleri mümkün değildir.''
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, haftanın bir günü
partilerinin gruplarında konuşma yaptıklarını, diğer günlerde ise kabullerini gerçekleştirdiklerini
belirten Bozdağ, iki partinin genel başkanlarının da Bursalının ne halde olduğundan, Edirnelinin
ne yaptığından haberi olmadığını savundu.
Bozdağ, iki partinin genel başkanlarının Türkiye'nin illerini, ilçelerini gezip dolaşmadıklarını iddia ederek, şöyle devam etti:
''Ülkeyi gezip görseler politika geliştirecekler.
Söylediklerinin ne kadar havada kaldığını, millete ne kadar yabancı olduklarını, milletin dertlerini çözmek değil, ne kadar büyüttüklerini görecekler.
Sayın Baykal Sivas'tan öteye gidemiyor, sayın Bahçeli Gavur Dağı'ndan öteye gidemiyor.
Bu ülkenin yarısına gidip siyaset yapamıyorlar.
Vatandaşının yanına varıp,
(politikam bu),
(programın bunlar)
diye konuşamıyorlar.
(Bölge için şunları düşünüyorum)
diye dertleri yok.
Biz diyoruz ki; Türkiye 81 ilden ibaret, 70 milyonun tamamı kardeş.
Siyaseti sadece Bursa da değil, Ankara'da değil, gideceksin Diyarbakır'da da Hakkari'de de Tunceli'de de yani her yerde yapacaksın.
Bunlar, eğer bir gün Bursa'da yaptıkları siyaseti Diyarbakır'da da yapabilirlerse Türkiye'nin fosilleşmiş siyaset anlayışı değişebilir.
Türkiye, terör belasından da daha hızlı ve etkin bir şekilde kurtulmanın çarelerini bulur.''
Batı’da krizin (ve kapitalizmin) iki farklı cephesi
Barack Obama’nın, beklendiği gibi tarihteki “ikinci Amerikan Devrimi”ne
imza atarak
4 kasımda başkan seçilmesi halinde, Washington’ın en azından 2009-2010 döneminde, tam
da Paul Krugman’ın önerdiği
kapsamda bir harcama politikası benimsemesi sürpriz olmayacak.
Batı’da krizin (ve kapitalizmin) iki farklı cephesi
Yasemin Çongar - 24.10.2008
Amerika’da panik sürüyor; Dow Jones bir iniyor bir çıkıyor ama daha ziyade iniyor.
Federal hükümetin mali sistemi desteklemeye yönelik yüz milyarlarca dolarlık kurtarma planına rağmen piyasalar yatışmış değil.
Bunda Amerikan ekonomisinin çok ciddi bir daralmanın eşiğinde olduğunun artık genel kabul görmesinin de payı var.
Mali kurumların kurtarılmasının yeterli olmayacağı kanısı yaygınlaşıyor; finans dışı reel ekonominin de alarm verdiği giderek daha iyi anlaşılıyor.
Nitekim ortalama hane halkı gelirinin 2007’de 2000’dekine kıyasla reel olarak gerilediği Amerika’da perakende satışlar ve sınai üretim de tepetaklak olmuş durumda.
Ülkenin birçok eyaleti, imalat sanayiinde son 50 yılın en büyük gerilemesini yaşıyor; yüzde 6’yı aşan işsizlik oranının yüzde 8’e tırmanacağı tahmin ediliyor.
Velhasıl tablo karamsar...
İktisatçıların ve siyasetçilerin bu karamsar tabloyu açıklama biçimleri ile önerdikleri çözüm reçeteleri ise özelde yaşanan krize, genel olarak da kapitalizme iki farklı bakışı yansıtıyor.
* * *
Krizin esasen “mali sektörün gözü dönmüş bir hırsla, denetimsiz ve disiplinsiz bir bonkörlükle konut kredisi dağıtmasının” sonucu olduğuna inananlar bir cephede...
Bu yılın Nobel ekonomi ödülünü alan New York Times yazarı Paul Krugman gibi iktisatçılar bu cephenin başını çekiyor.
Diğer cephede, krizin kökeninde yetersiz devlet denetimini değil, tam tersine devletin kredi piyasalarını manipüle etmesini gören iktisatçılar var.
Baba Bush’un iktidarı döneminde, dört yıl süreyle, Başkan’ın İktisadi Danışmanlar Konseyi’ni yöneten Stanford Üniversitesi profesörlerinden Michael J. Boskin bu bakıştaki iktisatçılara iyi bir örnek.
Boskin’e göre, konut kredisi (mortgage) krizine kredi kuruluşlarının denetimsiz hırsından ziyade, Amerikan devletinin bir “sosyal politika” aracı olarak gücü yetmeyenin de konut sahibi olmasını özendirmesi, yani ekonomiyi bir tür toplum mühendisliğine alet etmesi neden oldu.
(Türkiye’de de, mali krizden Amerikan kredi kuruluşlarını değil Amerikan devletinin bu kredi kuruluşlarını yanıltmasını sorumlu tutanlar var; Gazi Üniversitesi’nden Atilla Yayla’nın 17 ekimde Zaman’da yayımlanan makalesi bu görüşü çok iyi anlatıyor.)
Krizin neden kaynaklandığına ilişkin iki farklı yaklaşım, Amerikan başkanlık seçimlerindeki iki rakibe hâkim.
Yarışın son düzlüğüne belirgin farkla önde giren Demokratik Parti adayı Barack Obama, tahmin edeceğiniz gibi, Paul Krugman çizgisindeki iktisatçılarla benzer düşünüyor.
Cumhuriyetçi rakibi John McCain ise Michael J. Boskin gibileriyle aynı safta; zaten Boskin, McCain’e doğrudan danışmanlık da yapıyor.
* * *
Washington’ın –hem de George W. Bush gibi serbest piyasaya devlet müdahalesine hararetle karşı çıkan bir başkan döneminde- mali kurumları kurtarmak adına, toplamı 850 milyar dolara varacak bir paketle devreye girmesi Boskin cephesini memnun etmedi.
Bu cephedekiler, devlet müdahalesinin sınırlı tutulması ve geçici olması konusunda ısrarlı.
Boskin dünkü Wall Street Journal’da, yeni başkanın büyük olasılıkla kendi adamı McCain değil Obama olacağını teslim eden makalesinde, bu ısrarı dile getirdi:
“Mali geleceğimize güveni yeniden inşa edecek politikalara ihtiyacımız var. Bunlar da, bir sosyal refah devletine kaymamızı önlemek için devlet harcamalarının denetlenmesini; vergi oranlarının mümkün olduğunca düşük tutulmasını (...) içeriyor.”
Bu yaklaşım, kriz reel ekonomiyi de sarstığına göre, devlet müdahalesinin de mali sektörden reel ekonomiye uzanması gerektiğini savunan cepheye ters düşüyor.
Nitekim bu ikinci cephenin Obama tarafından da benimsenen önerilerinin başında, en üst gelir gruplarından (yıllık net geliri 182 bin 400 dolar ve üstündekilerden) daha yüksek oranda vergi toplanması var.
Buradan sağlanacak kamu gelirinin altyapı ve sosyal harcamalarda kullanımı, bir bakıma Boskin’in “cız aman...” diye uzak durulmasını önerdiği “sosyal refah devleti” uygulamalarına yönelmek Obama’nın gündeminde.
Paul Krugman 17 ekim tarihli New York Times’da bu yaklaşıma kuvvetli bir destek verdi:
“Federal hükümetin ekonomi için yapabileceği çok şey var: Hem zor durumdaki ailelerin krizle başa çıkmasını sağlamak hem de harcama yapması muhtemel kesimin cebine para koymak amacıyla işsizlere yardımda bulunabilir. Eyalet hükümetlerine ve belediyelere acil yardım sağlayarak kamu hizmetlerini ve istihdamı geriletecek kesintilere gitmelerini önleyebilir. Konut kredilerini satın alıp geri ödeme koşullarını yeniden düzenleyerek ailelerin evlerini kaybetmemelerine yardımcı olabilir.”
* * *
Nobelli Krugman’ın bu önerileri, Amerika’da Cumhuriyetçilerin tüylerini diken diken ediyor.
Tabii, bu cepheleşme Amerika’ya özgü de değil; küresel kapitalizmin yaşadığı kriz Avrupa’da da iki ayrı kampı belirginleştirdi.
Financial Times’ın dünkü başyazısı, kamu harcamalarına yüklenme eğilimindeki Avrupa hükümetlerini üst perdeden uyarıyordu.
İtalya’da Silvio Berlusconi’nin ülkenin en büyük havayolu şirketi Alitalia’yı devlet bütçesinden kurtarma girişimini ve benzer bir yardımı otomotiv üreticilerine de vaat etmesini eleştiren gazete, Fransa’da Nicholas Sarkozy’nin otomotiv sanayiine 400 milyon avroyla destek olmasını ve zor durumdaki Avrupa şirketlerinin Avrupa dışı bir sermayenin eline geçmesini önlemeye yönelik fon oluşturma önerisini yerden yere vurdu.
* * *
Ancak ne Avrupa’daki ne ABD’deki siyasi atmosfer müdahalecilik karşıtı bu uyarılara uygun.
Barack Obama’nın, beklendiği gibi tarihteki “ikinci Amerikan Devrimi”ne imza atarak 4 kasımda başkan seçilmesi halinde, Washington’ın en azından 2009-2010 döneminde, tam da Paul Krugman’ın önerdiği kapsamda bir harcama politikası benimsemesi sürpriz olmayacak.
Krugman’ın deyişiyle; “hekimin tavsiyesi devlet harcamalarını artırmaktan yana ve bütçe açığına ilişkin kaygılar askıya alınmak zorunda.”
Diğer Yasemin Çongar Makaleleri:
* 22.10.2008 - Aktütün’ün aynasında iki farklı gazetecilik
* 17.10.2008 - Böyle başbakana böyle komutan...
* 15.10.2008 - Kriz pençesinde, “devrim” arefesinde Amerika
* 03.10.2008 - Amerikan Başkanı olacak kadın...
* 01.10.2008 - Amerika’daki malî krizin siyasi cephesi
* 26.09.2008 - Parlamento dediğin yüzleşme yeridir
* 24.09.2008 - Yasak olması, hak olmadığı anlamına gelmiyor
* 19.09.2008 - Elinizde tuttuğunuz gazete...
* 17.09.2008 - Beyaz Ev’in yolu Wall Street’ten geçiyor... Müdahaleci devlet kapıda...
* 10.09.2008 - “Allahım, bu deney başarılı olsun, Türkiye de CERN’e katılsın”
* 05.09.2008 - Bir ziyaret, bir sürmanşet, bir gaflet
* 03.09.2008 - Tarihin vicdanlarımızdaki yükünden kurtulmanın tek yolu var
* 29.08.2008 - Işık Koşaner’in ulusalcı manifestosu
* 27.08.2008 - “Ahlaksız adam” Türkiye için de bir şans sayılmalı
* 22.08.2008 - Genelkurmay, Savunma Bakanlığı’na bağlandığında...
* Tüm yazıları
YA DA
Yasemin Çongar




